<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadıköy İrfan Vakfı</title>
	<atom:link href="http://www.kadikoyirfanvakfi.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org</link>
	<description>Kadıköy İrfan Vakfı Resmi Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Dec 2011 22:21:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>F.Albüm</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/albumler/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/albumler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 20:22:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[[salbumlist=4&#124;3&#124;1&#124;6&#124;8&#124;7&#124;5&#124;2,n]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>[salbumlist=4|3|1|6|8|7|5|2,n]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/albumler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VKonferans Kayıtları</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/konferans-kayitlari/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/konferans-kayitlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 19:36:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[İslâm’da Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Bir Söyleşi/14 Aralık 2008 Konuşmacı: Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER Bilim Destekli Ateizm/11 Ocak 2009 Konuşmacı: Doç.Dr.Rahim ACAR Modernizm/11 Mayıs 2011 Konuşmacı: Prof.Dr.Ömer Mahir ALPER]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><pre>İslâm’da Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Bir Söyleşi/14 Aralık 2008
Konuşmacı: Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER</pre>
<p><object width="400" height="300" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=30237672&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" /><embed width="400" height="300" type="application/x-shockwave-flash" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=30237672&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1&amp;autoplay=0&amp;loop=0" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" /></object></p>
<pre>Bilim Destekli Ateizm/11 Ocak 2009
Konuşmacı: Doç.Dr.Rahim ACAR</pre>
<p><iframe src="http://player.vimeo.com/video/30238622?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" frameborder="0" width="400" height="300"></iframe></p>
<pre>Modernizm/11 Mayıs 2011
Konuşmacı: Prof.Dr.Ömer Mahir ALPER</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/konferans-kayitlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmanın Psikolojik Yapısı</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/imanin-psikolojik-yapisi/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/imanin-psikolojik-yapisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:46:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[-02.03.2008,  İmanın Psikolojik Yapısı  (Bir Kelâm Problemi Olarak) İnsanın içinde bulunduğu en temel ve en kompleks hallerden biri olan iman, aslında bir tanım çerçevesine sığdırılamayacak kadar zengin bir anlam alanına sahiptir. Böyle geniş bir anlam yelpazesini kapsaması sebebiyle yapılan bütün iman tanımları, yelpazenin tümünü değil, sadece sahip olunan bakış açılarından görünen kısmını aydınlatmaktadır. Düşünce tarihi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>-02.03.2008,  </strong></p>
<p><strong>İmanın Psikolojik Yapısı  (Bir Kelâm Problemi Olarak)</strong><br />
İnsanın içinde bulunduğu en temel ve en kompleks hallerden biri olan iman, aslında bir tanım çerçevesine sığdırılamayacak kadar zengin bir anlam alanına sahiptir. Böyle geniş bir anlam yelpazesini kapsaması sebebiyle yapılan bütün iman tanımları, yelpazenin tümünü değil, sadece sahip olunan bakış açılarından görünen kısmını aydınlatmaktadır.<br />
Düşünce tarihi boyunca iman, kendisine iman edilen unsurlar (mü’menün-bih), iman eden fert (mümin) ve iman mastarı baz alınarak muhtelif şekillerde tanımlanmıştır. Bu tanımlar içinde Ehl-i sünnet kelâm eserlerinde yaygın olarak yer alan “tasdik”, imanın farklı boyutlarına işaret eden temel bir kavramdır. Her ne kadar tasdik, bir mantık terimiyse de iman kelimesinin karşılığı olarak kullanıldığında bir şeyi doğruluğa nisbet etmenin ötesinde anlamlar içerir.<br />
Küllî psikolojik bir hal olan imanı tarifte kullanılan tasdik, bir önermenin doğru olduğunu sadece zihnî veya sözlü olarak kabul etmek değil, onu bütün varlığıyla onaylamak demektir. Tasdikin bu anlam genişliğinden hareket ederek iman, insanın psikolojik yapısıyla bağlantılı olarak, onu bütünüyle kuşatan; bilişsel, duygusal ve iradî unsurların bileşiminden oluşan, dışa vurumu davranışlarla gerçekleşen “küllî psikolojik bir hal” olarak tanımlanabilir.<br />
Bu durumda insanın psikolojik bütünlüğünün tamamını içeren bir imanın, temel özelliklerinin ve yapısının nelerden oluştuğunun açıklanmasına ihtiyaç vardır. İmanın tesbit edilen üç temel ayırıcı özelliği bulunmaktadır. Birinci özelliği gaybî oluşudur ki nesnesine (mümen’ün bihe) bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. İman edilen konular, insanın duyu bilgisiyle elde edemeyeceği hususlardır. Şayet imanda bir bilgiden bahsediliyorsa bu bilgi, tecrübî değil istidlali bir bilgidir. Yani iman konuları her zaman duyular ötesi bir âleme aittir. İman etmek suretiyle insan, kendi varlık alanı dışındaki bir alanla yani metafizik alanla irtibat kurmaktadır.<br />
Gaybî oluşu dolayısıyla iman salt bilgiden ayrılırken, iman edilen konunun kabulündeki kesinlik noktasında bilgiye yaklaşır. İman önermeleri, bilgi olmamalarına rağmen, mümin tarafından duyularla elde edilen objektif nitelikteki bir bilgi gibi varlığı kesin olarak kabul edilir. Bu kabul, imanın kesin oluşu dediğimiz ikinci temel özelliğidir. Nitekim imanın “cezm mertebesinde bir tasdik olduğu” ifadesi onun şüphe ve tereddüt unsuruna yer vermeyecek şekilde kesin olduğunu vurgulamaktadır. Bu kesinliğin ilk anlamı, insanın, dışa yansıyan davranışlarından önce, kendisini, iç dünyasında mümin olarak tanımlamasıdır. İmanın kesin oluşundan bahsedebilmek için bu tanımlama asgari şarttır.<br />
Her ne kadar iman, insanın hiçbir şüphe taşımayacak kadar emin olduğu bir hal ise de bu, onun zaman içinde değişmeyen statik bir karakter taşıdığı anlamına gelmemelidir. Bir hal olması dolayısıyla iman, değer açısından değişmeye ve gelişmeye müsait bir yapı taşır.<br />
İmanın üçüncü temel özelliği olarak kapsayıcı oluşu tesbit edilmiştir. Burada “kapsayıcı” kelimesi imanın hem hiçbir insanın dışında kalamayacağı bir hal oluşunu, dolayısıyla bütün insanlığı kuşattığını, hem de insan bütünlüğü üzerinde tesiri olduğunu ifade etmek için kullanılmıştır. İman eden bir varlık olarak insan, konusu değişmekle birlikte mutlaka bir şeylere iman eder. İşte bu imanın kapsayıcılığının birinci kısmıdır. İkincisi ise nasıl insan şahsiyeti onun bütün psikolojik yapısına nüfuz etmiş ise, iman da benzer bir özellik taşır. İnsanın bütün psikolojik yapısında iman görülür.<br />
İmanın kapsayıcı oluşu, onun unsurlarının nelerden meydana geldiğine de işaret etmektedir. İnsanı bütünüyle kapsayan bir halin, onun psikolojik yapısının tamamını içermesi tabiî bir sonuçtur. Bu noktadan hareketle imanın, bilişsel (kognitif) yapı, duygu, irade ve davranış olmak üzere, dört unsurdan oluştuğunu söyleyebiliriz. müminde bu unsurların her biri, imana göre şekillenerek birbirleriyle uyumlu yeni bir bütünlük kazanmaktadır.<br />
Sahip olunan imana göre müminin kognitif yapısı belirli bir forma girmektedir. Öncelikle müminin zihninde iman ettiği esaslar hakkında bir fikir bulunmaktadır. Bu fikir, onların en doğru, en güzel vs. olduğu şeklinde, değer yargısı taşıyan hükümlerden oluşmaktadır.<br />
Üstelik her insanda olduğu gibi müminin zihnî işleyişi de, sahip olduğu bilinç yapısını koruyacak şekilde çalışmaktadır. Öyle ki insan, kendi iman esaslarıyla ters düşen uyarıları, tabiî bir süreç içinde ya algı dışı bırakmakta veya seçerek algılamakta, ya da algıladığı zaman kendi zihniyetine uyumlu olacak şekilde yorumlamaktadır.<br />
İnsan zihni, imana göre belirli bir form kazandığı gibi duyguları da imana göre kanalize olmaktadır. İmanın kaynağı olarak insanda müstakil bir din duygusunun varlığı tartışmalı olmakla birlikte, duyguların imana göre bir akış kazandığı açıktır.<br />
İman hayatı içinde zaman ve mekâna göre birbirinden farklı tonlarda da olsa duyguların varlığı görülmektedir. Bu anlamda imanın en zengin unsuru, belki de onun duygusal yapısıdır. Ancak bu zenginliğin farkında olarak belirtmek gerekir ki, iman kelimesinin sözlük manâsının da işaret ettiği gibi, imanda öncelikli ve hâkim olan duygu, güvendir. İman haliyle insan, yaradılışından itibaren ihtiyaç duyduğu güvenlik arayışını tatmin etmekte, sığınacağı bir yer olmadığı duygusunun doğurduğu endişeden kurtularak kapsamlı ve sarsılmaz bir güvene kavuşmaktadır.<br />
Bu güven başına gelen bütün olumsuz olaylar karşısında mümine dayanma gücü vermektedir. Rabb’ine olan teslimiyet ve güveni, başına gelenler karşısında isyan etmeyip rıza göstermesini, sabretmesini ve O’na tevekkül etmesini temin etmekte, dolayısıyla,  imanın yapısı içinde yer alan güven duygusu sabır, tevekkül ve rıza halleriyle beslenmektedir.<br />
Böylesine zihnî ve duygusal unsurlarla beslenen müminin iradesi, tabiî olarak inandığı esasların gereğini yerine getirme ve onları yüceltme yönünde bir çaba içinde olacaktır. Özellikle imanın oluşum sürecinde ve kemal bulmasında, iradenin göz ardı edilemez bir katkısı vardır. Ancak bu, imanın tamamen iradenin ürünü olduğu anlamına gelmemelidir. Diğer unsurlarla birlikte, bir irade hareketinden bahsedilebilir. Zaten iman, sürekli bir hal olması sebebiyle, âni bir irade kararıyla kazanılabilecek bir nitelik taşımaz.<br />
İrade, imanın oluşumu ve devamındaki etkisini tabiî ki davranışlarla gösterir. Dolayısıyla davranışlar imanın gerek oluşmasında gerekse devamında her zaman önemli bir yere sahiptir. Aslında davranışları imanın bir unsuru olarak kabul etmek pek çok kişiye isabetli görünmeyebilir. Ancak kendisine hiçbir davranışın eşlik etmediği bir imanda iradenin olamayacağı, dolayısıyla böyle bir imanın felsefî bir kanaatten öte bir anlam taşımayacağı düşünüldüğünde, kalbî tasdikle başlayan iman halinin, davranışları da kapsadığı anlaşılmış olur. Bu durumda insan böyle bir hal içine nasıl girmektedir? İmanı hangi şartlar altında oluşmaktadır? gibi sorular da gündeme gelmektedir.<br />
Fakat burada belirtmek gerekir ki, insanın içinde bulunduğu en zengin ve en kompleks bir hal olarak iman üzerine yapılan tüm açıklamalar, onun sınırsız manâsını anlama yolunda belki birer işaret taşı olabilmektedir. Her insan bir meçhul olduğu gibi, her iman da meçhul içinde bir meçhul olmakta, hâlâ bir muamma olmaya devam etmektedir.<br />
<strong> </strong><br />
<strong> Konuşmacı. Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER (M.Ü.İlahiyat Fakültesi/Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)</strong><br />
Aslen Elazığ’lı olan Hülya Alper 1969’da Bursa İnegöl’de doğdu. Öğrenim hayatına İstanbul’da başladı. 1987’de Üsküdar İmam Hatip Lisesi’nden, 1991’de de Marmara Ünivesitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1993 yılında M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Kelâm Anabilim Dalı’nda “araştırma görevlisi” olarak çalışmaya başladı.<br />
“Kur&#8217;ân-ı Kerîm’e Göre Peygamberin Dindeki  Konumu” adlı tezle M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Kelâm Bilim Dalı’nda yüksek lisansını (1993), “Bir Kelâm Problemi Olarak İmanın Psikolojik Yapısı” isimli çalışma ile de doktorasını tamamladı (2000). Sahasıyla ilgili araştırmalar yapmak üzere yaklaşık bir yıl İngiltere’de (1996-1997) bulundu. Ayrıca Kahire Üniversitesi Dârü’l-ulûm Fakültesi’nde “misafir ilim adamı” olarak çalışmalar yaptı (2002-2003).<br />
Halen M.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak görevine devam eden Hülya Alper’in elinizdeki kitap dışında Bir Kelâm Problemi Olarak İmanın Psikolojik Yapısı (İstanbul: Rağbet yayınları, 2002), Bendeki Kahire (İstanbul: Kesit Yayınları) adlı eserleri ve çeşitli dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/imanin-psikolojik-yapisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Dünyada Müslüman Kadının Misyonu</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/modern-dunyada-musluman-kadinin-misyonu/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/modern-dunyada-musluman-kadinin-misyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:45:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmacı: Yıldız Ramazanoğlu (Yazar)  Ankara Kız Lisesi’den ve sonrasında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi&#8217;nden mezun oldu. Birçok süreli yayında denemeler ve hikayeler yayınladı. Dünya kadın zirvelerine delege olarak katıldı. 2000 ve 2005 yılı Dünya Kadın Konferanslarında NewYork’ta BM delegesi olarak Türkiye’yi temsil etti. Mazlum-der, Özgür-der, Ak-der, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu üyesi ve aktivisti Kitapları : [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Konuşmacı: Yıldız Ramazanoğlu (Yazar) </strong><br />
Ankara Kız Lisesi’den ve sonrasında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi&#8217;nden mezun oldu.<br />
Birçok süreli yayında denemeler ve hikayeler yayınladı.<br />
Dünya kadın zirvelerine delege olarak katıldı. 2000 ve 2005 yılı Dünya Kadın Konferanslarında NewYork’ta BM delegesi olarak Türkiye’yi temsil etti.<br />
Mazlum-der, Özgür-der, Ak-der, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu üyesi ve aktivisti</p>
<p><strong>Kitapları :</strong><br />
Bir Dünyanın Kadınları ( Ekin, 1998)<br />
Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü (Editör) (Pınar Yayınları, 2000 )<br />
Derin Siyah –Hikaye (Söylem, 2002. Selis, 2006)<br />
İkna Odası  -Roman   (Pınar, 2004)<br />
İçimden Geçen Şehirler-Deneme(Selis, 2005)<br />
Kırmızı –Hikaye (Selis, 2006, İstanbul)<br />
Zilha Günü-Hikaye (Timaş, 2008)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/modern-dunyada-musluman-kadinin-misyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih Boyunca Ehl-i Beyt</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/tarih-boyunca-ehl-i-beyt/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/tarih-boyunca-ehl-i-beyt/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:42:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Konuşmacımızın, &#8220;İSLÂM TARİH VE KÜLTÜRÜNDE EHL-İ BEYT-İ RASÛLULLÂH&#8217;IN YERİ VE ÖNEMİ&#8221; hakkında hazırladığı yazısına şu adresten ulaşılabilir: www.sonpeygamber.info/tr/content/view/1228/88/lang,tr Konuşmacı: Dr.Gülgun Uyar (M.Ü.İlahiyat Fakültesi/İslam Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) 1985 yılında Kadıköy İmam-Hatip Lisesi&#8217;nden, 1990&#8242;da M.Ü. İlahiyat Fakültesi&#8217;nden mezun oldu. &#8220;Hz. Muhammedi&#8217;in Risalet Öncesi Hayatına Dair Bazı Rivayet Farklarının Tesbiti&#8221; isimli yüksek lisans tezini 1993 senesinde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>Konuşmacımızın, &#8220;İSLÂM TARİH VE KÜLTÜRÜNDE EHL-İ BEYT-İ RASÛLULLÂH&#8217;IN YERİ VE ÖNEMİ&#8221; hakkında hazırladığı yazısına şu adresten ulaşılabilir:</strong><br />
<a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/content/view/1228/88/lang,tr">www.sonpeygamber.info/tr/content/view/1228/88/lang,tr</a></p>
<p><strong>Konuşmacı: Dr.Gülgun Uyar (M.Ü.İlahiyat Fakültesi/İslam Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)</strong><br />
1985 yılında Kadıköy İmam-Hatip Lisesi&#8217;nden, 1990&#8242;da M.Ü. İlahiyat Fakültesi&#8217;nden mezun oldu.<br />
&#8220;Hz. Muhammedi&#8217;in Risalet Öncesi Hayatına Dair Bazı Rivayet Farklarının Tesbiti&#8221; isimli yüksek lisans tezini 1993 senesinde,<br />
&#8220;Siyaset ve İctimai Hayatta Ali-Fatıma Evladı (260/873&#8242;e kadar)&#8221; adlı doktora tezini 2003&#8242;te tamamladı.<br />
<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong><br />
<strong>Gülgun UYAR&#8217;ın &#8220;Ehl-i Beyt, İslâm Tarihinde Ali-Fâtıma Evlâdı&#8221; isimli kitabının  tanıtımı için, Dr. Hülya ALPER&#8217;in hazırladığı yazı aşağıdadır.</strong></p>
<p>Dr. Gülgûn Uyar, Ehl-i Beyt İslâm Tarihinde Ali-Fâtıma Evlâdı (260/873’e Kadar), Gelenek Yayınları, İstanbul 2004, s. 632.<br />
Hz. Peygamber’in ailesi ve soyu – özel ifadesiyle Ehl-i Beyt-, rahmet Peygamberine duyulan  muhabbetin tezahürü olsa gerek İslâm tarihinin  her döneminde müslümanların gönül dünyalarının tartışmasız sultanı olmuş iken, belki de içinde bulundukları toplumların onlara olan teveccühünün aksi tesiriyle, ilk dönemden itibaren iktidarı kaybetme ürküntüsü duyan yönetici takımın, sürekli gözetimi ve kontrolü altında bulunmuş, hatta çoğu kez zulme kadar varan ağır baskılarına maruz kalmışlardır.  Nitekim daha erken dönemlerde bu aile fertleriyle ilgilenmek, hukukî meselelerini çözmek, neseblerinin doğru bir şekilde tesbit edilmesini sağlamak gibi görevleri yerine getirmek için nikâbet müessesenin kurulmuş olması bu kurumun Osmanlı Devleti döneminde de devam etmesi onlara olan sevgiye delalet etmekte iken, aile mensuplarının bazılarının hurûc hareketlerinde şehit olması, bazıların hapsedilmesi veya sürekli izlendikleri için gizli bir hayat sürmesi de iktidarın onlar üzerinde ki ağır baskınlarını ortaya koymaktadır.<br />
Medeniyetler tarihi açısından, İslâm dininden ivme alarak oluşan bir medeniyetin sürekli yükseliş çizgisi seyrettiği Emevî  ve Abbâsî hakimiyeti dönemleri, Ehl-i Beyt ile  ilişkileri açısından incelendiğinde karşımıza oldukça şaşırtıcı ve üzücü tablolar çıkmaktadır. Dr. Gülgûn Uyar’ın Ehl-i Beyt İslâm Tarihinde Ali-Fâtıma Evlâdı (260/873’e Kadar) isimli eserii  kendine bu dönemi konu edinmiş. Kitabın başlığından da anlaşılacağı üzere  Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’dan devam edegelen 10 kuşak üzerinde araştırma yapılmış ve 10. tabakada yer alan Muhammed el-Mehdî b. Hasan el-Askerî’nin vefatına tekabül eden 260/873 tarihi, zaman açısından çalışmanın sınırını oluşturmuştur.<br />
Eserin muhtevası hakkındaki değerlendirmelere geçmeden önce kısaca Ehl-i Beyt kavramı üzerinde durmak gerekir. Zira ev halkı anlamına gelen “ehl-i beyt” kelimesi  cahiliyye döneminde kabilenin hakim ailesini nitelemek için kullanılırken, İslâm toplumunun oluşturduğu kavramlar dünyasında, Hz. Peygamber’in ailesine  tahsis edilmekte, böylece yeni bir anlam kazanmış olmaktadır. Ancak kavramın Hz. Peygamber’in yakınlarından kimleri ihtiva ettiği konusu, İslâm âlimleri arasında ihtilaflı olup Ehl-i sünnet ve Şiâ arasındaki temel ayrımlardan birini oluşturur.  Ehl-i sünnet âlimleri içinde Ehl-i beyt ifadesini sadece Hz. Peygamber’in hanımlarıyla sınırlandıranlar olduğu gibi ifadenin, anlam alanını onun kızı, damadı ve torunlarını da kapsayacak şekilde genişletenler de  mevcuttur. Şiî âlimlerin genel kabulüne göre, Ehl-i beyt kavramı içine Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve onlardan sonra gelen malum dokuz imam girmektedir.  Dr. Gülgûn Uyar ise, kitabının başında “Ehl-i Beyt” ana tabiri altında “İslâm Tarihinde Ali-Fâtıma Evlâdı” şeklinde bir açıklamaya yer vermekle,  bu kavramı ne anlamda kullandığını ortaya koymuş ve kavram üzerindeki tartışmalara girmeyerek kendi çizgisini belirlemiş olmaktadır. Hatta kendi cümleleri ile “Ehl-i beyt tâbirinin en geniş şekilde tanımlanması hâlinde bile, Hz. Fâtıma, Hz. Ali ve çocuklarının bu tâbirin asgarî çerçevesi içinde yer aldıkları konusunda herhangi bir şüphe ve tartışma olmadığını” (s. 33) ifade ederek bu konudaki kanaatini açık bir biçimde ifade etmektedir ki akademik olma çabası altında düşüncelerin muğlak ifadeler arkasında yok olduğu çalışmalar karşısında böyle bir açıklık takdire şayandır. Yine de yazar herhangi bir iltibasa yol açmamak için metin içinde ihtiyatlı bir yaklaşımı tercih ederek Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve evlâdını ifade etmek üzere “Ehl-i Beyt” yerine  “Ali-Fâtıma Evlâdı” şeklinde yeni bir tabir oluşturmuştur ki böyle bir kullanım ile tartışmaların üstünde bir boyuta geçmekte dolayısıyla  bir anlamda hiç kimsenin itiraz edemeyeceği ortak bir tabirde  muhalifleri buluşturmuş olmaktadır.<br />
Ana planı, giriş, iki  ana bölüm ve eklerden teşekkül eden eser, bir tarih çalışması olmasının tabii sonucu olarak tarih ilminde takip edilen usullere riayet edilerek kaleme alınmış, bu çerçevede giriş kısmından önce “Kaynak ve Araştırmalar” başlığı altında eserin hazırlanmasında istifade edilen ana kaynaklar hem zikredilmiş hem de bir değerlendirmeye tâbi tutulmuştur. Bu bölüm  genel okuyucu için ana kaynakları tanıma bakımından önem arz ederken, İslâm tarihi araştırmacıları için de kaynakların Ali-Fâtıma evlâdı hakkında verdikleri bilgilerin özlü bir mukayesesini içermesi sebebiyle önem taşımaktadır. Meselâ burada Taberî ile mukayeseli olarak incelenen muahhar tarihçilerden İbnü’l-Esîr ve İbn Kesîr’in bu noktada farklı bir tutum içinde bulundukları, İbnü’l-Esîr’in Ali-Fâtıma evlâdı hakkındaki bilgilerde  ayrıntılara yer da veren daha hassas bir üslûp takip ettiği değerlendirmesi yapılmaktadır. (s.22)<br />
Giriş kısmında öncelikle bu aile için kullanılan tabirler üzerinde durulmuş, akabinde, her ne kadar eserin ismi altında konu olarak yer almıyorsa da okuyucunun zihninde bir bütünlük sağlama amacıyla, kısaca Hz. Fâtıma ve Hz. Ali’nin kurdukları aile, tarihî ve kültürel açıdan değerlendirmeye tabi tutulmuş, bu ailenin önemi vurgulanarak, birinci derecedeki mensupları olan Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in hayat hikayeleri özetlenmiştir. Dolayısıyla İslâm tarihinin en elim hâdiselerinden  biri olan Kerbelâ Vak’ası da kitabın Giriş kısmında yer almıştır.<br />
“Siyasî Hayatta Ali-Fâtıma Evlâdı” isimli Birinci Bölümde konu “Ali-Fâtıma Evlâdı ve Emevîler” ile “Ali-Fâtıma Evlâdı ve Abbâsîler” olmak üzere iki ana alt başlık altında kronolojik olarak incelenmiştir. Emevîler döneminde,  devletin daha kuruluş döneminde, karakteristik özelliği haline getirilen  Ali-Fâtıma karşıtlığı;  bilhassa Muaviye’nin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e karşı yürüttüğü siyaset, Hz. Ali’ye hutbelerde sebbedilmesi çeşitli alt başlıklarda değerlendirilmiş, ayrıca bu bölümde “Yezid’in Veliahtlığını Hz. Hüseyin’e Kabul Ettirme Çabası”, “Ali-Fâtıma Evladı Taraftarı Hucr b. Adî ve Arkadaşlarının Öldürülmeleri”, “Zeyd b. Ali el-Hüseynî İsyanı”, “Yahya b. Zeyd el-Hüseynî İsyanı” aynı adlı başlıklar altında hiçbir bilgiyi göz ardı etmeyen titiz bir tarihçi üslûbuyla anlatılmıştır.<br />
Bu bölümün “Ali-Fâtıma Evlâdı ve Abbâsîler” adını taşıyan ikinci ana başlığı ise Abbâsî iktidarının kuruluş safhasından itibaren 128 yıllık bir dönemi kapsamakta, bu süre zarfında Ali-Fâtıma evlâdının yönetimle ilişkileri, halifelerin onlara karşı gösterdikleri müspet ve menfî tavırlar, kendilerine tehlike olarak gördükleri bu aileye karşı yürüttükleri denetim ve baskı, belki de iktidarın çeşitli şekillerde sergilediği ezici uygulamalar sonucu, isyan etmek zorunda kalan Ali-Fâtıma torunlarının hurûc hareketleri  konu edinilmektedir.<br />
Bütün bu  tarihi bilgiler ışığında, gerek Emevîler gerekse Abbâsîler döneminde Peygamber ailesine karşı gösterilen siyasette temel bir değişiklik olmadığı göze çarpmaktadır. Eserde ortaya konan açıklamalar, bize, başlangıçta “Muhammed ailesinden razı olunacak birisi” sloganından güç olarak gelişen bir hareketin, üstelik dedeleri Peygamber’in amcası olmaları sebebiyle  nesep yakınlığı olan Abbâsî ailesinin, yine Peygamber soyuna karşı sergiledikleri menfî tutumu; siyasî çıkarlar gündeme geldiğinde, gönle iktidar sevdası yerleştiğinde veya devletin bekâsı  söz konusu olduğunda insanoğlunun neler yapabileceğini göstermesi açısından, ayrıca önemlidir. Bu açıklamalarla birlikte kitapta objektif bir araştırmacı sıfatı gözetilerek,  yönetimde bulunan kişilerin, sadece olumsuz tavırları nakledilmemekte, onların zaman zaman beşerî yönlerinin veya asabiyet duygusunun ön plana çıkıp, Peygamber soyuna  karşı yapılan haksız bir uygulamaya kızdıklarına dair rivayetler de anlatılmaktadır ki bu yaklaşım çalışmada gösterilen hassasiyeti yansıtması bakımından önemlidir.<br />
Bu bölümün bâriz vasfı,  bütünüyle hiçbir başka Türkçe eserde bulamayacağınız şekilde, Ali-Fâtıma Evlâdının siyasî hayattaki görünümleriyle ilgili bilgilerin ilk Sünni kaynaklarda geçtiği şekilde bu günün okuyucusuna sunulmuş  olmasıdır. Ancak rivayetler seçilerek belirli bir düzen içinde aktarılmakta, onlar arasında  tercihler yapılmaktadır ki bu durum  yazarın alana ne derece vâkıf  bir akademisyen olduğunu   göstermektedir.<br />
Kitapta verilen bazı önemli bilgilerin Ehl-i sünnet ikliminde yetişen müslümanların zihinlerinde hiç yer almayan  önemli vak’alar hakkında olduğu da ayrıca belirtilmelidir. Meselâ Abbâsî halifelerinden  Mûsâ el-Hâdî döneminde Hüseyin b. Ali el-Hasanî tarafından başlatılan  isyan hareketi  ve isyanı takip eden Fah vak’ası üzerinde durmak gerekir. Muhammed en-Nefsü’z-zekiyye hareketinden sonra Hz. Hasan kolu içinde çıkan ikinci büyük isyan olan Hüseyin b. Ali isyanı,  Medine başlamış dokuz ay devam etmiş ancak Hüseyin b. Ali’nin Mekke civarında Fah adı verilen yerdeki savaşta öldürülmesiyle akim kalmıştır. Bu savaşta cesedlerin üç gün savaş meydanında yırtıcı hayvanlara terk edildiği, Kerbelâ’dan sonra en şiddetli ve elim fâcianın Fah vak’ası olduğu nakledilmektedir. Hepimizin zihninde Hz. Hüseyin ve efradına yönelik acımasız bir hareket olarak Kerbelâ hâdisesi olmakla birlikte, pek çoğumuzun Hz. Peygamber’in diğer torunu  Hz. Hasan’ın evlatlarına karşı tertiplenen  Fah vak’asından habersiz oluşumuzun sebepleri üzerinde düşünülmelidir. Zira “acaba Ehl-i sünnet geleneğinde Hz. Hasan ve evlâdı ihmal mi edilmiş?” sorusu zihinleri kurcalamaktadır.<br />
Üzerinde durulması gereken bir başka husus,  Ali-Fâtıma evlâdı ile Abbâsî halifeleri arasındaki münasebetlerin  Me’mun, el-Mu’tasım ve el-Vâsık dönemini kapsayan devrede olumlu bir çizgide geçtiği bilgisidir. Özellikle akâid-siyaset ilişkilerini inceleyen araştırmacılar için bu  nokta dikkat çekicidir. Zira bilindiği üzere bu üç halife Mu’tezile düşüncesine olan temayülleri ile tebarüz etmişlerdir. Dr. Gülgûn Uyar her ne kadar bu eserinde İslâm Tarihi alanının dışına çıkmayarak halifelerin Ehl-i sünnet çizgisi dışında bir anlayışı benimsemeleri ile Ali-Fâtıma evlâdına karşı olan tutumları arasında bir bağlantı olup olmadığı hususunda  bir açıklama getirmemişse de sanırım bu hususun  farklı noktalardan hareketle değerlendirmesine  ihtiyaç vardır.<br />
Kitabın ikinci bölümü “İctimaî Hayatta Ali-Fâtıma Evlâdı”na ayrılmış olup burada konu “Ali-Fâtıma Evlâdı Neseb Bilgileri”, “Ali-Fâtıma Evlâdı Gelir Kaynakları”, “Ali-Fâtıma Evlâdı Yayılış Coğrafyası ve Mezarları” isimli üç ana başlık  altında incelenmiştir. Öncelikle Ali-Fâtıma evlâdının kimlik bilgileri tesbit edilip  devamında  ilk on tabakada ismi geçen bütün Ali-Fâtıma evlâdı taşıdıkları  isim, sıfat ve lâkablarla tanıtılmıştır. Ayrıca bu ailenin evlilikleri, hangi kabilelerden kız alıp verdikleri, onların tesbit edilen bütün eşleri okuyucuya kolaylık sağlayan çeşitli tablolarla birlikte anlatılmıştır. “Ali-Fâtıma Evlâdı Gelir Kaynakları” kısmında ise yine tarihi bir sıra takip edilerek Hz. Peygamber ve Râşid halifeler döneminden itibaren konuyla ilgili tartışmalar ele alınmış, bu çerçevede Hz. Peygamber’in mirası, Fedek arazisi, zevi’l-kurba hissesi, Peygamber ailesine sadakanın haram oluşu gibi konular üzerinde durulmuştur. Diğer taraftan atâ, sadaka, ihsan, tarım ve ticaret konuları da Ali-Fâtıma evlâdının gelir kaynakları oluş yönüyle değerlendirilmiştir. Bu bölümün son ana başlığını oluşturan “Ali-Fâtıma Evlâdı Yayılış Coğrafyası ve Mezarları”nda ise Hicaz’dan, Yemen-e Çin’e kadar uzanan geniş bir alan üzerinde Ali-Fâtıma evlâdının yayılış coğrafyası ele alınmış bu arada sadece onlara ait olan mezarlar değil, onlara ait olduğu iddia edilenler de zikredilmiştir.<br />
Kitabın son kısmını ise, Ali-Fâtıma evlâdının kimlik bilgileri ve soylarını gösteren detaylı tabloların yer aldığı ekler oluşturmaktadır. Buradaki Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e ait iki soy şeceresi Ali-Fâtıma evlâdının ilk dönem kaynaklarına dayanılarak hazırlanmış bir doküman olarak, konuyla ilgilenen İslâm Tarihi uzmanlarının araştırmalarını kolaylaştırması sebebiyle önem taşımakta ayrıca şecereler de annelerin ve eşlerin isimlerinin de belirtilmesi tabloya ayrı bir değer katmaktadır. En eski neseb kitaplarından olan Zübeyrî’nin Kitâbü Nesebi Kureyş adlı eseri ile ona göre sonraki dönem eserleri arasında yer alan İbn Hazm’ın Cemheretü ensâbi’l-‘Arab’ı mukayeseli bir şekilde kullanılmak suretiyle bu şecereler hazırlanmıştır.<br />
Sahip olduğu bütün bu özellikleri ve içeriğiyle,. Gülgûn Uyar’ın doktora tezinin kitaplaşmış hâli olan Ehl-i Beyt İslâm Tarihinde Ali-Fâtıma Evlâdı (260/873’e Kadar)  adlı bu çalışma, öncelikle bu sahada akademik araştırma yapan kişilerin bigâne kalamayacağı bir eser vasfını taşımaktadır. Özellikle ikinci bölümde ve ekler kısmında yer alan, titiz bir çalışmanın ürünü olduğu görülen detaylı neseb bilgilerini sistematik olarak ortaya koyan tablolar,   çalışılan dönemle ilgilenen pek çok akademisyenin müracaat etmesi kaçınılmaz olacak bir niteliktedir.<br />
Böyle bir yapıda olmasının belki de zorunlu bir sonucu olarak eser, konuyla ilişkisi akademik değil ama ilim öğrenme hevesi içinde olan genç  okuyuculara ağır gelebilecek bir üslûpla yazılmıştır. Bu sonuca varmamızda eserde, aslında kendi iç dünyasından bakıldığında  metinin bütünüyle  çok güzel bir uyum arz eden,  elyak, mütemmim,  tebellür,  güman gibi bir dizi Arapça-Osmanlıca kelimenin varlığı da etkili olmuştur. Diğer taraftan zaman zaman  anvetan, şurta âmili, nikâbet müessesesi gibi İslâm tarihçileri için basit bilgi düzeyinde olan bazı ıstılahlar herkes tarafından biliniyormuş var sayılarak kullanılmaktadır. Aslında konuya yabancı olan okuyucu da dikkate alınarak bu gibi yerlerde, en azından dipnotlarda, okuyucuya yardımcı olacak kısa açıklamalar yapılmış olmasının uygun olacağı düşünülmektedir.<br />
İlave olarak düşünülebilecek bir başka husus ise,  aslında önsözde yazarın da belirttiği gibi,  siyasî ve ictimaî hayatta Ali-Fâtıma evlâdının incelendiği bir çalışmada,  onların ilmî hayatları, şahsiyetleri, karakter yapıları  da tahlil edilebilirdi. Ancak  yazardan, bütün bunları sadece bir çalışma içine sığdırmasını beklemek,  ona karşı haksızlık olabilir. Zaten herhalde bir çalışmada bütün bunlar ele alınmaya kalkılsaydı istenilen sonuca ulaşılamazdı. Dolayısıyla bu noktayı kitabın bir eksikliği olarak değil ama ilim ve kültür hayatımızda  tesbit edilen bir boşluk olarak zikretmekle yetiniyor ve ileride bu konularda da yeni çalışmalar yapılmasının önemine dikkat çekmek istiyoruz.<br />
Diğer bir husus eserin sadece Sünni diye nitelenen kaynaklara dayanılarak yapılmış olmasıdır. Aslında ideal olanı sadece bu kaynaklarla yetinilmeyerek Şiî vasfıyla ön plana çıkan  ana kaynakların da mukayeseli bir şekilde temel alınmış olmasıdır. Ancak günümüzde  Sünni kaynaklardaki bilgilerin tamamının dahi bugünün insanına sunulamadığı gerçeği karşısında yukarıdaki değerlendirmeler gerçekten “ideal” olarak görünmekte ileride böyle çalışmaların   yapılması temenni edilmektedir.<br />
Bütün bu açıklamaların akabinde sonuç olarak belirtmek gerekir ki Dr. Gülgûn Uyar bu eserinde İslâm tarihinin, başlangıçtan beri sürekli ilgi alanı içinde olan, mezhepler arasındaki tartışmaların merkezinde yer alan, bütün müslümanların gönül bağıyla bağlı bulunduğu “Ehl-i beyti”  yazarın tabiriyle “Ali-Fâtıma evlâdını” konu edinmesi, üstelik  kitabın bu açıdan dönemi bütünüyle kaleme alan ilk Türkçe çalışma olması sebebiyle,  Türk ilim ve kültür hayatına önemli bir katkı yapmış olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/tarih-boyunca-ehl-i-beyt/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ateizmin Çağdaş Görünümlerine Eleştirel Bir Bakış</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/ateizmin-cagdas-gorunumlerine-elestirel-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/ateizmin-cagdas-gorunumlerine-elestirel-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:41:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[[1]. Ateizmin Tanımı: eğer teizimi, alemi yaratan, her şeyi bilen, her şeye kadîr ve sırf iyi olan bir varlığın var olduğuna inanmak olarak tanımlarsak, bu inancın reddi anlamında, ateizmi alîm, kadîr ve sırf iyi olan yaratıcı varlığın inkarı diye tanımlayabiliriz. [2]. Kimlerin ateist tanımına uyduğunu tesbit etmek biraz güç gibi, zira böyle bir varlığın hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>[1]. Ateizmin Tanımı: eğer teizimi, alemi yaratan, her şeyi bilen, her şeye kadîr ve sırf iyi olan bir varlığın var olduğuna inanmak olarak tanımlarsak, bu inancın reddi anlamında, ateizmi alîm, kadîr ve sırf iyi olan yaratıcı varlığın inkarı diye tanımlayabiliriz.<br />
[2]. Kimlerin ateist tanımına uyduğunu tesbit etmek biraz güç gibi, zira böyle bir varlığın hiçbir surette olamayacağını söyleyenlerin yanısıra, Tanrı’ya atfedilen, yaratıklardan ayrı olma, her şeyi bilme vb. sıfatları önemli ölçüde tadil eden, veya Tanrı’nın gerçekte varolan bir varlık olması gerekmediğini söyleyen, ama yine de ateizmi reddeden kişiler (Non-realistler D.Z. Philips, Don Cupit) de vardır.<br />
[3]. Çağdaş ateizm tarihsel kökenleri ile bağlarını kuvvetle muhafaza etmektedir. Ateizmi temellendirmek için, Feuerbach’ın antropolojik, Karl Marx’ın sosyo-politik, ve Sigmund Freud’ün psikolojik tahlilleri bu gün de değişik vechelerde karşımıza çıkmaktadır.<br />
[4]. Günümüzde Tanrı inancına karşı geliştirilen ateist meydan okumanın değişik görünümlerini şu şekilde tasnif etmek mümkündür: (1) Dini inançlar anlamsızdır diyenler, (2) Tanrı kavramı çelişkilidir diyenler, (3) Delilci ateist meydan okuma taraftarları (3a) Tanrı inancının doğruluğunu gösterecek delil yoktur diyenler ve (3b) Tanrı inancının yanlışlığını gösterecek deliller vardır diyenler.<br />
4.1 Mantıksal pozitivistler, gerçekliğin sadece fiziksel olduğu şeklindeki ontolojik ve bütün bilgimizin deneyden kaynaklandığı şeklindeki epistemolojik varsayımlardan hareketle anlamlı olan tüm doğruluk iddiası içeren önermelerin deneyle doğrulanabilir olması gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna göre en temelde “Tanrı vardır” önermesi deneyle doğrulanamayacağı için anlamsız, sayılmıştır. Ancak anlamlılığın deneyle doğrulanabilme şartına bağlanması bilimde bile yerine getirilemez bir şart olduğu için zamanla terkedilmiştir.<br />
4.2 Bazı filozoflar Tanrı kavramının çelişkili olduğunu ileri sürmüş, dolayısıyla Tanrı diye bir şeyin varolamayacağını iddia etmişlerdir. Mesela Tanrı’nın hem her şeyi bilen hem de gayri maddî bir varlık olmasının çelişkili olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu tür değerlendirmeler insan-biçimci (antropomorfik) bir Tanrı tasavvuruna dayanmaktadır. İnsanbiçimci varsayımlar elendiği zaman bu türden eleştiriler geçerliliğini yitirmektedir.<br />
4.3 Delilci ateist meydan okuma çizgisindeki filozoflara göre, delilsiz inanma hakkı yoktur, delil yükümlülüğü inanana aittir. Dinî inançlar diğer inançlarla bilgi değeri açısından aynı seviyededir. Dolayısıyla nasıl ki diğer konularda bir iddiayı kabul etmek, ona inanmak, için müsbet delile ihtiyaç varsa, Tanrı inancının kabul edilebilmesi için de müsbet delile ihtiyaç vardır. Bu çizgideki ateist meydan okuma ikiye ayrılır: (1) hiçbir delilin olmadığını savunanların oluşturduğu negatif ateizm ve (2) menfi delillerin olduğunu söyleyen pozitif ateizm.<br />
4.3.1 Negatif ateist görüşü benimseyenlere göre Tanrı inancının kabul edilebilirliğini gösteren hiçbir delil yoktur. Bir inancın rasyonel olarak kabul edilebilimesi için delile dayanması gerekir. O halde Tanrı’ya inanmak, aklen meşru değildir.<br />
4.3.2 Pozitif ateist görüşü benimseyenlere göre, insan tecrübesinde ve alemin özelliklerinde Tanrı’nın varolmadığını gösteren menfi deliller vardır. Bu deliller arasında alemde kötülüğün bulunması zikredilir. Alemde kötülük bulunduğuna göre bu alemin sırf iyi, her şeyi bilen ve her şeye kadîr olan bir varlık tarafından yaratılmış olması muhtemel değildir, tıpkı yanan bir kağıt parçasını ateşin değil de suyun yakmasının pek muhtemel olmaması gibi. Bu bağlamda zikredilen diğer karşı delilleri tabii bilimlerin verileri başlığı altında toplamak mümkündür, canlıların ortaya çıkışı, büyük patlamayla fiziksel alemin ortya çıkışı vb. bunlar arasında zikredilebilir. Pozitif ateizm çoğu zaman bilimin sonuçları imiş gibi gösterilmekte, bilim Tanrı’nın yokluğunu gerektirir gibi bir iddia üstü örtükte olsa seslendirilmektedir. Ancak bilimin verilerinden doğrudan doğruya, Tanrı inancının çıkarılması mümkün olmadığı gibi, Tanrı’nın olmadığı hükmünün çıkarılması da mümkün değildir. Bilimsel verilerin bilgi sahibi bir nazzâmın varlığını iddia eden bir argümanı desteklemesi, varlığı (alemi) tümüyle tesadüflerden ve şuursuz yokluktan çıkarmayı teklif eden bir argümanı desteklemesinden çok daha akla yatkındır.<br />
[5]. Ateist meydan okumaya verilen cevaplar: (1) İmancılık; (2) delilcilik ve (3) Reformcu Epistemoloji</p>
<p><strong>Konuşmacı. Doç.Dr.Rahim Acar (M.Ü.İlahiyat Fakültesi/Din Felsefesi Anabilim Dalı Başkanı)</strong><br />
EĞİTİM<br />
Harvard Üniversitesi, Doktora. Yakın Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü (Near Eastern Languages and Civilizations) 1995-2002<br />
Tez: Creation: a Comparative Study between Avicenna’s and Aquinas’ Positions</p>
<p>Marmara Üniversitesi, Master, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslâm Felsefesi, İstanbul, 1991-1992<br />
Tez:  Molla Sadra’nın Bilgi Anlayışı</p>
<p>Ankara Üniversitesi, Master, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslâm Felsefesi, Ankara, 1989-1991<br />
Ankara Üniversitesi, Lisans, İlâhiyat Fakültesi, Ankara, 1989.<br />
Tez: Mantıksal Pozitivizm: Bilgi ve Anlam Problemleri.<br />
ARAŞTIRMA/ÖĞRETİM<br />
Marmara Üniversitesi, İlâhiyat Fakültesi, Din Felsefesi Anabilim Dalı, 2007<br />
Marmara Üniversitesi, İlâhiyat Fakültesi, Araştırma Görevlisi, 1991-2006<br />
İslam Felsefesi 1991-2002<br />
Din Felsefesi. 2002-2006<br />
Harvard Üniversitesi, “Understanding Islam and Contemporary Muslim Societies” dersi için asistanlık, Bahar 2000.<br />
Bilim ve Sanat Vakfı,<br />
“Din Felsefesine Giriş” Güz 2003, Bahar 2004, Güz 2004.<br />
“Dini Çoğulculuk Tartışmaları,” Güz 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/ateizmin-cagdas-gorunumlerine-elestirel-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslâm ve Sanat</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/islam-ve-sanat/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/islam-ve-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:40:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=97</guid>
		<description><![CDATA[Sanatçı Hülya Yazıcı Aktaş, sanat tarihi hakkında kısa bir bilgilendirmeden sonra, İslam sanatlarında güzel ve estetik anlayışı, Batı uygarlığında insan imgesi ve ikonalizm, sanatta deneysellik ve çağdaş sanat, geleneksel İslam sanatlarından günümüz sanatına uzanan yolda bir İslam sanat anlayışı mevcut mudur? Müslüman sanatçı bireysel ve özgün olabilir mi? Güncel sanatın, estetik kaygıdan çok kitle iletişim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Sanatçı Hülya Yazıcı Aktaş, sanat tarihi hakkında kısa bir bilgilendirmeden sonra, İslam sanatlarında güzel ve estetik anlayışı, Batı uygarlığında insan imgesi ve ikonalizm, sanatta deneysellik ve çağdaş sanat, geleneksel İslam sanatlarından günümüz sanatına uzanan yolda bir İslam sanat anlayışı mevcut mudur? Müslüman sanatçı bireysel ve özgün olabilir mi? Güncel sanatın, estetik kaygıdan çok kitle iletişim aracı olarak kullandığı dünyamızda müslüman sanatçının rolü konularıyla ilgili görüşlerini aktaracak.</p>
<p><strong>Konuşmacı: Hülya Yazıcı AKTAŞ (ressam)</strong><br />
1960 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde resim eğitimi aldı. 20 yıldır çoğu belediye galerilerinde olmak üzere 10 kişisel sergi açtı ve karma sergilere katıldı. Hak ve özgürlüklerle ilgili bir bienalin hazırlık çalışmalarını sürdüren sanatçı, evli ve üç çocuk annesi. Yarı zamanlı olarak Küçükyalı İsmek’te resim dersleri veren Aktaş,  İdealtepe’deki atölyesinde resim çalışmalarını sürdürüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/islam-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlana Celaleddin Rumi, Mevlevîlik ve Mevlevi Kültürü</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/mevlana-celaleddin-rumi-mevlevilik-ve-mevlevi-kulturu/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/mevlana-celaleddin-rumi-mevlevilik-ve-mevlevi-kulturu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:39:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi’nin hayatı, çevresi, eserleri ve düşüncesi üzerinde durulacak, XIII. yüzyıldan günümüze Doğu-Batı ekseninde düşünce dünyasına etkileri değerlendirilecektir.  Kendisinden sonra şekillenen “Tarikat” geleneğinin Türk Toplumu ve özellikle Osmanlı Coğrafyası açısından etkileri, bu tarikat müntesiplerinin karakteristiği, Mevlevîlikteki kişisel eğitim metodları ve geçmişten günümüze görsel özellikleri ile ortaya çıkan sema ve Mevlevî musikîsi hakkında bilgiler sunulacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Mevlana Celaleddin Rumi’nin hayatı, çevresi, eserleri ve düşüncesi üzerinde durulacak, XIII. yüzyıldan günümüze Doğu-Batı ekseninde düşünce dünyasına etkileri değerlendirilecektir.  Kendisinden sonra şekillenen “Tarikat” geleneğinin Türk Toplumu ve özellikle Osmanlı Coğrafyası açısından etkileri, bu tarikat müntesiplerinin karakteristiği, Mevlevîlikteki kişisel eğitim metodları ve geçmişten günümüze görsel özellikleri ile ortaya çıkan sema ve Mevlevî musikîsi hakkında bilgiler sunulacaktır.</p>
<p><strong> Konuşmacı:Doç. Dr. Sâfi ARPAGUŞ</strong><br />
1967 yılında Amasya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1990 yılında Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinden mezun oldu. 1992 yılında M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak akademik hayata başladı. 1994 yılında “Aziz Mahmud Hüdâyî’nin Nasâyıh ve Mevâiz isimli eseri üzerine yapmış olduğu çalışma ile yüksek lisansını; 2002 yılında “Mevlânâ’nın Dîni Anlatım Metodu” isimli tez ile de doktorasını tamamladı. 2002-2003 yılları arasında bir yıl İngiltere’de School of Oriental and African Studies (SOAS/Londra) ve Edinburgh Üniversitesi’nde alanıyla ilgili araştırmalar yaptı. Hâlen M.Ü. İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/mevlana-celaleddin-rumi-mevlevilik-ve-mevlevi-kulturu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aklın Önceliği ve Vahyin Gerekliliği (İslâm&#8217;da Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Bir Söyleşi)</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/aklin-onceligi-ve-vahyin-gerekliligi-islamda-akil-vahiy-iliskisi-uzerine-bir-soylesi/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/aklin-onceligi-ve-vahyin-gerekliligi-islamda-akil-vahiy-iliskisi-uzerine-bir-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:38:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=93</guid>
		<description><![CDATA[Akıl nedir? Bilgi edinme yollarından biri olarak aklın bir sınırı var mıdır? Akıl karşısında vahiy hangi konumdadır? Akıl tek başına hakikate ulaşma gücüne sahip midir yoksa vahye mi muhtaçtır? Bu söyleşinin amacı, düşünce tarihi boyunca insanoğlunun daima konu edindiği temel problemlerden biri olan akıl-vahiy ilişkisi etrafındaki sorulara İslâm düşünce sistemi içerisinde bir cevap arayışıdır. Konuşmacı: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Akıl nedir? Bilgi edinme yollarından biri olarak aklın bir sınırı var mıdır? Akıl karşısında vahiy hangi konumdadır? Akıl tek başına hakikate ulaşma gücüne sahip midir yoksa vahye mi muhtaçtır? Bu söyleşinin amacı, düşünce tarihi boyunca insanoğlunun daima konu edindiği temel problemlerden biri olan akıl-vahiy ilişkisi etrafındaki sorulara İslâm düşünce sistemi içerisinde bir cevap arayışıdır.</p>
<p><strong>Konuşmacı: Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER</strong><br />
Aslen Elazığlı olan Hülya Alper 1969’da Bursa İnegöl’de doğdu. Öğrenim hayatına İstanbul’da başladı. Önce Üsküdar İmam Hatip Lisesi’nden (1987) sonra da Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun oldu (1991). 1993 yılında Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Kelâm Anabilim Dalı’nda “araştırma görevlisi” olarak çalışmaya başladı. Sahasıyla ilgili araştırmalar yapmak üzere çeşitli ülkelerde bulundu. )<br />
Halen M.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Hülya Alper’in İmam Mâtürîdî’de Akıl-Vahiy İlişkisi (İstanbul:İz Yayıncılık 2008), Bir Kelâm Problemi Olarak İmanın Psikolojik Yapısı (İstanbul: Rağbet Yayınları, 2008), Bendeki Kahire (İstanbul: Kesit Yayınları 2007), Tevhidin Esasları (Ebü’l-Muîn Nesefî’nin Kitâbü’t-temhîd lî kavâidi’t-tevhîd’inin çevirisi İstanbul: İz Yayıncılık 2007) adlı kitapları ile çeşitli dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/aklin-onceligi-ve-vahyin-gerekliligi-islamda-akil-vahiy-iliskisi-uzerine-bir-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim Destekli Ateizm</title>
		<link>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/bilim-destekli-ateizm/</link>
		<comments>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/bilim-destekli-ateizm/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 22:38:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hacer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmiş Programlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoyirfanvakfi.org/wp/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde ateistlerin en çok başvurdukları yol muhtemelen bilimin verilerine dayanarak Tanrı’nın var olmadığını ispatlamaya çalışmaktır. Konuşmada bilimsel bilginin ve bilimin verilerinin Tanrı’nın varlığını inkârla ilgisine genel olarak dikkat çekilecek ve Tanrı Yanılgısı kitabı hayli popüler olmuş olan, Richard Dawkins’in iddiası ele alınacaktır. Konuşmacı: Doç. Dr. Rahim ACAR Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi mezunu olan Doç. Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Günümüzde ateistlerin en çok başvurdukları yol muhtemelen bilimin verilerine dayanarak Tanrı’nın var olmadığını ispatlamaya çalışmaktır. Konuşmada bilimsel bilginin ve bilimin verilerinin Tanrı’nın varlığını inkârla ilgisine genel olarak dikkat çekilecek ve Tanrı Yanılgısı kitabı hayli popüler olmuş olan, Richard Dawkins’in iddiası ele alınacaktır.</p>
<p><strong> Konuşmacı: Doç. Dr. Rahim ACAR</strong><br />
Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi mezunu olan Doç. Dr. Rahim Acar aynı üniversitede yüksek lisansını yaptı. “ Creation: a Comparative Study between Avicenna’s and Aquinas’ Positions” isimli tezle Harvard Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi AnabilimDalı başkanı olarak görev yapmaktadır. Doç. Dr. Rahim Acar’ın çeşitli dillerde yayımlanmış bilimsel çalışmaları bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoyirfanvakfi.org/bilim-destekli-ateizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

